Şeker Hastalığı Metabolik Sendrom ve Obezite

Şeker Hastalığı Metabolik Sendrom ve Obezite
eca-star-reklam

seker

Şeker Hastalığı Metabolik Sendrom ve Obezite. Obezite hastalığı, tedavi edilmesi gereken şişmanlık olarak tanımlanır. Tedavi edilme gerekliliği bulunan şişmanlığın ölçüsü ise vücut kütle indeksi (VKİ) ya da body mass index (BMI) ismi ile anılan bir obezite testi ile saptanır. İnsan kilosunu iki kere boyun uzunluğuna böleriz. ÇIkan sonuç ise, kişinin BMI’sini verir. Birimi kg/m2 olarak yazılır.

BMI = kilo / boy x boy

kg/m2 = kg / metre x metre

Sağlıklı kişilerin vucüt kitle indeksi yani, BMI değeri 20-24.9 kg/m2 arasında seyreder. 25 kg/m2 ile 29.9 kg/m2 arası değerler ise, fazla kilolu olarak geçer. Şayet vücut kitle indeksi 30 kg/m2′den fazla ise o zaman, kişinin şişmanlılığı kişi için bir risk oluşturmaya başlamış manasına gelir. Bu seviyeye ulaşmış bir fazla kiloluluk söz konusu ise, tedavi kesinlikle gündeme gelmesi gereken bir konudur. Bunun sebebi ise, obezite (tedavi gerektiren şişmanlık) tek başına devam eden bir hastalık değildir.

BMI (kg/m2) Vücut Tipi
≤ 19.9 Zayıf
20 – 24.9 Normal
25 – 29.9 Fazla Kilolu (Gürbüz)
30 – 40 Obezite (tedavi edilecek şişmanlık)
≥ 40 Morbid Obezite (ölümcül şişmanlık)
Obezitenin yol açtığı hastalıklar

seker diyabet cikolataObezitenin direk olarak yol açtığı önemli hastalıklar içinde; şeker hastalığı (Tip 2 Diyabet), kalp hastalıkları, kalp krizi, inme, damar tıkanıklıkları, kemik erimesi (osteoporoz), eklem hastalıkları ve kireçlenmeler, uyku-apne sendromu (uykuda nefesin durması), kötü kolesterolde artış, hipertansiyon, astım ve kanser gibi hastalıklar bulunur. Obezite sebep açtığı bu problemler sebebi ile Dünya çapında milyarlarca dolar tedavi maliyetlerine yol açmaktadır. Obezite hastalığının değerlendirilmesinde yalnız başına BMİ yeterli olan bir yöntem değildir. Bunun sebebi ise, vücut kitle indeksinin yağ depolarının dağılımını göstermemesidir. Obezite hastalığının metabolik sendrom bakımından riskini yağlanmanın karın içinde yoğunlaşması belirler. Bunu anlamanın en kolay yolu karın çevresinin ölçülmesinde yatar.

Göbek deliği doğrultusundan uygulanan karın çevresi ölçümü kadında 88 cm, erkekde 102 cm ya da daha fazla olması durumunda metabolik sendrom riskinin bulunduğunu anlayabiliriz. Karın içi yağlanmaya abdominal obezite ismi verilir. Abdominal obezite diğer bir deyişle elma tipi şişmanlık olarak da geçer. Abdominal obezite yükselmiş insülin direnci, kalp hastalıkları ve damar tıkanıklığı (ateroskleroz) ile direkt olarak alakalıdır. Aterosklerotik Dislipidemi (Tıkayıcı damar hastalığına neden olan kolesterol bozuklukları) riskini artıran durumlar, Trigliserit ve kötü kolesterol (LDL) oranında artış ve iyi kolesterol (HDL) oranında düşüştür. Abdominal obezite, bu kolesterol bozuklukları için yüksek risk açısından oldukça etken bir rol oynar.

obeziteGıda fiyatları iki kat artacak
Abdominal obezite

Abdominal obezite sorununa sahip olan kişilerin karın içinde bulunan, ilk başta karaciğer olmak üzere tüm organlarında çok fazla yağlanma meydana gelir. Yağlı karaciğer bozukluğu çok hafif kilo fazlalığında dahi ortaya çıkar. Bu, sorunun önemli olmadığını gösteren bir durum değildir. Tam aksi olarak obezitenin ortaya çıkmaya başladığı en erken dönemlerde yağlanmanın başladığını ve ivedikle ilerleyerek organlara hasar verebileceğinin belirtilerini vermesi bakımından önem teşkil eder.
Metabolik Sendrom

İlk olarak 1988 senesinde Raeven, İnsülin Direnci Sendromu ismi ile bir grup metabolik hastalığın beraber baş göstermesini tanımladı. Bunun ardından pıhtılaşma eğilimli, şeker hastalığına eğilimli, damar tıkanıklığına eğilimli bu hastalıkların tümü Metabolik Sendrom olarak geçmeye başladı. Metabolik Sendromun erken teşhisi gözden kaçırılmayacak kadar çok önem teşkil eder. Bunun sebebi metabolik sendrom kalp krizinden dolayı olan ölümleri 4 misliyle arttırır.

Obezite hastalığı, yalnız başına insülin direnci ve kötü kolesterolde artışa yol açması hasebiyle metabolik sendromun temelinde yer alan en mühim sebeptir. Obezite hastalığı olan her kişi metabolik sendrom için çok yüksek risk grubunda girerler. Hiçbir şikayeti, rahatsızlığı bulunmayan, hatta testlerde dahi hiçbir anormallik görülemeyen hastalar mevcuttur. Bu haldeki obezite hastalarına, sağlıklı obez ismi verilir. Ancak, bu kavram biraz gelip geçici olarak kabul edilir. Bunun sebebi obezite, er ya da geç insülin direncine yol açan bir sorundur. İnsülin direnci bir kere ortaya çıkmasının ardından, şayet obezite devam ediyor ise, adeta çığ gibi büyüyerek ivedikle Tip 2 Diyabet ve Metabolik Sendroma sebep olacaktır. Bu sebeple sağlıklı obez olarak geçen hastalarda tıpkı klinik belirtilere yol açan obezite hastaları gibi tedavi programına tabii tutulmalıdır.

Fazla kilolarına rağmen kan yağları, kan şekeri ve tansiyon normal haliyle seyrediyor olabilir. Hatta hareketli bir yaşam tarzına dahil olunsa bile, değerler normal olabilir. Ancak akıldan çıkarılmaması gereken, bunun geçici bir dönem olduğudur. Bu süreçte ihtiyaç duyulan önlemler alınmaz ise, insülin direnci ve şeker hastalığı hızla kişide baş göstermeye başlayacaktır. Metabolik Sendrom, bu halin kaçınılmaz sonudur.
Obezitede erken tedavi ve önemi

Obezitenin en erken evresinde, en etkin ve kalıcı tedavi var olan ya da olabilecek tüm riskleri tamamen ortadan kaldıracaktır. Hayat tarzını değiştirmek, sağlıklı ve düşük kalorili beslenme diyetleri ile egzersiz programları beraber ve iradeli şekilde uygulandığında bu problemler tümden düzelebilir. Bu düzen devam ettirildiği taktirde de bu düzelme korunmaya devam eder. Fakat obezite ya da morbid obezitesi olan hastaların neredeyse her on tanesinden birisi bu başarıyı yakalayabilmektedir. Geri kalan dokuz kişi ya bu diyetlere uyamaz, ya da kaybettiği kiloları bir seneden daha az bir vakit içinde geri almaktadır. Bu stabil olmayan durumlar, insülin direncini güçlendirir ve şeker hastalığı ile metabolik sendroma doğru yol alışı hızlandırır. Bunların yanında kilo alıp vermeler hastaların moral ve motivasyonlarını da olumsuz etkileyen bir durumdur.
Egzersiz programları kalıcı bir çözüm değil

Obezite ve obeziteyle alakalı problemlerin çözümü adına diyet ve egzersiz programları sınırlı bir başarı oranına sahip olsa da, kalıcı ve uzun vadeli çözümler üretmekten oldukça uzaktır. Bu programların ardından, devamlı kullanılan çoklu ilaç tedavileri de tolerans gelişimleri sebebi ile git gide daha yüksek dozlar ve yan etkiler ile etkinliklerini kaybederler. Bu hastalar artık bütün tedavilerini almış, bütün yöntemleri denenmiş ve başarılı olamamış cerrahi tedavi için yönlendirilmektedirler. Bu denli geç kalındığında elbette ki birçok kalıcı hasar da meydana gelmiş olur. Bu evrede dahi metabolik cerrahinin avantajlı tarafları varolan tüm ilaç tedavilerinden daha fazla olmaktadır.

Obezite problemi mevcut ise ve doktorun hastaya insülin direncinden söz etmiş, hatta ilaç tedavisine başlamayı tavsiye etmiş ise artık düşünmenin doğru olacağına dair sinyaller alınmaya başlanmış demektir. İlaçlar ve diyetler arasında gidip gelerek seneler kaybetmek mi, yoksa kesin ve kalıcı çözüm için cerrahiyi seçmek mi? Bu da kişiye kalmış bir karardır.

Şayet hastanın iradesi güçlü ve elde ettiği başarıları koruyacak seviyede ise, o halde kişiye doğrudan cerrahi yöntem önerilmez. Diyet ve egzersiz ile başarı sağayacak denli kilo kaybı mümkündür ve metabolik sendromu tamamen kontrol altına almak mümkündür. Bu başarılar, elde edildikten sonra dahi korunabiliyor ise, ideal tedavi hasta tarafından tek başına başarılmış demektir.

Ancak herkes bu iradeyi göstermekte başarılı olamayabilir. Bu oldukça güç bir durumdur ve kişiler iradelerine yenik düşebilirler.

O zaman obezite ve metabolik cerrahi hasta için ideal tedavi olacaktır.

DSÖ beraberinde getirdiği hastalıklardan bir ya da birden fazlasının olması halinde BMI>35 kg/m2 olan kişilerde, hiçbir yandaş belirtisi olamasa da BMI> 40 kg/m2 olan kişilerde obezite ve buna eşlik eden ilave hastalıkların en etkili ve etkin tedavisinin metabolik cerrahi olduğunu bildirmekte ve önermektedir. (WHO. Obesity: preventing and managing the global epidemic. Report of a WHO Consultation. WHO technical report series 894.Geneva: World Health Organistion, 2000).
Tip 2 Diyabet sebebi ile tedavi gören ve geleneksel medikal tedavi, beslenme düzeni ve hayat şekli değişiklikleri ile kan şekerlerini kontrolünü sağlayamayan fakat BMI 30-35 kg/m2 arasında bulunan kişilerde, özellikle beraber şeker hastalığı kaynaklı kalp-damar risk etkenleri mevcut ise, obezite hastalığı ve metabolik cerrahi yollar alternatif bir tedavi olarak gözden geçirilmelidir. (Uluslararası Diyabet Federasyonu Bildirgesi: Bariatric Surgical and Procedural Interventions in the Treatment of Obese Patients with Type 2 Diabetes. A position statement from the International Diabetes Federation Taskforce on Epidemiology and Prevention-2011)
Obezite hastalığının medikal tedavi ve diyet ile beraber tedavisi ile ilk 1 senede neredeyse 15 kg kadar kilo verdirmesine rağmen, kişiler 1 ve 3 yıl arasında verdikleri kiloları yeniden almaktadır. (NIH Con. Dev. Conf. Sta. March 25-27,1991. Am J Clin Nutr 1992:55:615S-9S.) (Treatment of obesity by moderate and severe caloric restriction. Wadden TA . Ann Intern Med 1993. Oct: 1;119:688-93)
Henüz hiçbir ilaç ya da ilaç grubu obezite hastalığının medikal tedavisi hakkında etkin bir yol olarak belirmemiştir. (Pharmacotherapy for obesity: Haddock CK et al. Int J of Obesity (2002) 26, 262-273)
Ne Tür Şişmanlık Önem Taşır?

Şişmanlık her insanda aynı biçimde karşılaşılan bir durum değildir. Yani kısaca, aşırı yağ birikimi her kişede aynı şekilde meydana gelmez. Bu sebeple metabolik sendrom bakımından şişmanlığı iki temel tipe ayırmak önemlidir:

Elma Tip Şişmanlık: Santral Obezite ya da Abdominal Obezite isimleri de bu hastalık için kullanılır. Bu tip şişmanlıkta yağ birikimi karın içi bölgesinde ve karın çevresinde meydana gelir. Bu yağlanmanın gerçekleştiği bölgelerde üstün körü üç tanedir:

Karın cildi altında oluşan yağlanma,
Karın içindeki organlarda yağlanma (karaciğer yağlanması gibi),
Karın zarının arkasında yağ birikimi.

Santral obezite, metabolik sendrom bakımında yüksek risk taşıyan yağlanma türüdür.

Armut Tipi Şişmanlık: Bu tip şişmanlıkta tipinde yağ depolanması ciddi bir şekilde kalçalar ve bacaklardadır. Bedenin üst tarafında belirgin yağ depolanması meydana gelmez. Bu hastaların iç organ yağlanmaları da oldukça azdır. Bu sebeple şişmanlık kaynaklı sorunlar daha az ortaya çıkar. Esas olarak metabolik sendrom riski, santral obezitesi bulunan kişilere göre daha düşük olmaktadır.
Santral Obezite ve İnsülin Direncinin Meydana gelişi

Santral obezite sorununda özellikle karaciğerde depolanan yağların çözülerek kana karışmaları oldukça hızlı bir şekilde gerçekleşir. Vücudun diğer bölgelerinde depolanan yağlar, karın içinde yer alan yağlar kadar hızla kana karışmazlar. Kana karışan karın içi yağlar sebebi ile kanda yağ asitleri oranları çoğalır. Yağ asitleri en küçük yağ parçacıklarıdır. Kanda artışı olan bu yağ parçacıkları yeniden karaciğere dönerler ve karaciğerin insüline direnç göstermesine yol açarlar. Normal halde insülinin karaciğerden şeker yapımını baskılaması gerekir ancak bu direnç sebebi ile karaciğer insülin tarafından durdurulmadan kana aşırı bir oranda şeker yollamaya başlar. Kan şekeri artmaya başlar ve Tip 2 Diyabet ortaya çıkar.

Serbest yağ asitlerinin kanda artması, pankreasdan insülin yapımından görevli olan beta hücrelerini aşırı oranda uyarır. Bu da çok miktarda insülinin kana salınmasına yol açar. Bu aşırı insülin üretimi de hiperinsülinizme (aşırı yüksek insülin düzeyi) sebep olan bir etkendir. İnsülin direnci bu sebeple daha da artar.

Karaciğerin insüline cevabı azalınca, karaciğerde lipaz ismi verilen bir enzimin işlevi artar. Bu enzim karaciğerde oluşturulan kötü kolesterollerin (LDL) çok daha küçük fakat yoğun şekilde üretilmelerine yol açar. Yoğun ve küçük çaplı olan kötü kolesterol (LDL) parçacıkları damar duvarlarına çok daha hızlı ve yoğun bir biçimde yapışır, damar tıkanıklıklarının oluşmasına sebep olur. Bu hastaların kan kolesterol seviyeleri normal olsa dahi, damar tıkanıklığı riskleri sağlıklı kişilere göre neredeyse 5 kadar kadar fazladır.
Santral Obezite ve Kalp-Damar Hastalıkları Ortaya Çıkışı

Obezitenin yol açtığı yağ depolanması sebebi ile insülin direnci ve kan yağlarında artışına yol açtığı bilinen bir gerçektir. Obezite bu sebepten dolayı kötü kolesterollerin artışı ve damar sertliği bakımından oldukça yüksek riske sebep olur. Kalp hastalığına sahip olan hastalarda yapılan çalışmalar, şişman olan kalp hastalarında kalp krizlerinin daha erken yaşlarda, daha ciddi olduğunu ortaya koymuştur. Bunun yanında obezite temelli meydana gelen kalp krizlerinde ölüm sayıları, zayıf kişilere nazaran çok daha yüksek olmaktadır. Obezite yani tedavi edilmesi gereken şişmanlık, kalp krizi ve kalp krizine kaynaklı ölümler bakımından yalnız başına dahi, önemli bir riske sebep olmakta ve beklenen yaşam süresini kısaltmaktadır.

Obezite hastalığı kalpte sinir hasarına da sebep olur. Bu duruma kardiak otonomik nöropati ismi verilir. Obezite sebebiyle oluşan kalp kasının uyarılma dengesi değişir. Obezite bu sebeple efor sebepli olmayan taşikardi sebebi olur. Egzersiz ardından yorgunluğun tetiklediği çarpıntı fizyolojiktir olmaktadır. Halbuki obezite yani şişmanlık durumunda kalp kasındaki sinir hasarı kaynaklı olarak dinlenme durumunda da çarpıntı olmaya başlar. Bu kalp ritminin artışında tüm bunların yanında şişmanlığın hafif derecede de olsa insan vücudunu, sürekli bir iltihap durumuna sokmasında etkinliği vardır. Bu durum, obezite hastalığının kronik inflamatuar bir süreç olması olarak tanımlanır. Obezite yani tedavi edilmesi gereken şimanlık, oluşturduğu bu devamlı hafif iltihabi süreç sebebi ile kanda bir çeşit iltihabı tetikleyen maddelerin artmasına sebep olur. Bu maddeler kalbin çalışma hızını arttırır ve dokulara daha fazla kan gitmesini sağlamaya çalışırlar. Bu etki de kalp kasının hızlı kasılmasına ve çarpıntıya katkı sağlar.

Kalp hızının dinlenme durumunda bile normalin biraz üzerinde çalışması, kalbin kaslarını büyümesine yol açar ve oksijen gereksinimini arttırır. Fakat şişman kişilerin kalp damarları damar sertliği sebebi ile zaten daralmış ve yeterli miktarda kan akımını sağlayamamaktadır. Tüm bu durumlar bir araya geldiğinde kalp krizi ve ölümler hem ani hem de erken dönemlerde meydana gelebilir.
Obezite Hastalığı Sebebi İle Oluşan Metabolik Sendromun Tedavisi

Obezitenin ilk aşamada tedavisi diyet ve egzersizdir. Fakat çoğu zaman yalnız başına diyet ve egzersiz ulaşılmak istenen kilo kaybına yol açmaz. Bu durumda kilo verdirici ilaçlar kullanılmaktadır. Bugüne dek kilo kaybını sağlamak hedefi ile piyasada satılan ilaçların büyük çoğunluğu yan etkilerinin ağırlığı sebebi ile kullanılmamaktadır.

BMI > 30 kg/m2 olan kişilere ve BMI > 25 kg/m2 ve minimum iki yandaş hastalığı mevcut olan şişman kişilere kontrollü olarak zayıflamaları tavsiye edilir. (NIH: Clinical guidelines Obes Res6 (Suppl. 2): 51S-209S,1998).
Kalori sınırlandırmasına dayanan beslenme düzenleri ile sağlanan haftalık ortalama 500 gr kilo kaybı sağlıklı kilo kaybına ulaşmakta ve kilo kaybının uzun dönemli kontrolünde yeterli olmamaktadır. (Wadden TA, Foster GD: Med Clin North Am84 : 441-461,2000).
Çok düşük kalorili beslenme düzenleri ile çok daha hızlı kilo kaybı sağlansa dahi, bu diyetlerinde etkileri uzun dönemde muhafaza etmek pek mümkün değildir. (NIH: Clinical guidelines Obes Res6 (Suppl. 2): 51S-209S,1998).
Kalori sınırlandırmaya dayalı diyetlere ilave olarak egzersiz programları, kilo kaybı oranlarını çok fazla arttırmasa dahi, sağlanan kilo kayıplarının muhafaza edilmesi ve uzun dönemli kontrolü bakımından, diyetten çok daha etkili olmaktadır (McGuire MT, Wing RR. Obes Res7 : 334-341,1999).
Davranış terapileri obezite ile problemler yaşayan kişilerin yemek düzenleri, düşünme ve davranış tarzlarını değiştirebilir, diyet ve egzersizle desteklendiğinde 4-6 ay içerisinde % 8-10 oranında kilo kaybının sağlanması mümkündür. Bu kadar bir kilo kaybı dahi, obezite sebebi ile problem yaşayan kişilerin sorunlarının anlamlı oranda azalmasını sağlayabilmektedir (Blackburn G: Obes Res 3 (Suppl. 2):211S -216S, 1995).
Fakat bu hastaların büyük bir kısmı verdikleri kilolarını hatta bir çoğu daha fazlasını geri almaktadırlar (Tech. Asses. Conf. Pan.: Methods for voluntary weight loss and control. Ann Intern Med 119: 764-770,1993).
Obezitenin medikal tedavi ve diyet ile tedavisi ile ilk 1 senede neredeyse 15 kg kadar kilo kaybedilmesine rağmen,kişiler 1 ve 3 yıl içinde verdikleri kiloları tekrardan almaktadır. (NIH Con. Dev. Conf. Sta. March 25-27,1991. Am J Clin Nutr 1992:55:615S-9S.) (Treatment of obesity by moderate and severe caloric restriction. Wadden TA . Ann Intern Med 1993. Oct: 1;119:688-93)
Henüz hiçbir ilaç yada ilaç grubu obezitenin medikal tedavisi hakkında etkin bir seçenek olarak belirmemiştir. (Pharmacotherapy for obesity: Haddock CK et al. Int J of Obesity (2002) 26, 262-273)

obezite cerrhisi
Niçin Obezite Cerrahisi?

Obezite ile alakalı olarak arttığı belirtilen durumlar arasında Hipertansiyon, Kalp hastalıkları, Hiperkolesterolemi, Diabet (Tip 2DM), Uyku–Apne, Kemik ve Eklem Bozuklukları, Reflü ve Toplardamar Bozuklukları gösterilmiştir. (The incidence of co-morbidities related to obesity and overweight: Daphne P Guh, Whei Zang, et al. BMC Public Health 2009, 9:88 doi:10.1186/1471-2458-9-88).
DSÖ eşlik eden hastalıklardan bir ya da birden fazlasının bulunması durumunda BMI>35 kg/m2 olan kişilerde, hiçbir yandaş belirtisi olamasa da VKİ> 40 kg/m2 olan kişilerde obezite ve eşlik eden ilave hastalıkların en etkili tedavisinin cerrahi olduğunu bildirmekte ve tavsiye etmektedir. (WHO. Obesity: preventing and managing the global epidemic. Report of a WHO Consultation. WHO technical report series 894.Geneva: World Health Organistion, 2000).

Tip 2 Diyabet sebebi ile tedavi olan ve geleneksel medikal tedavi, diyet ve hayat şekli değişiklikleri ile kan şekerlerini kontrollü olmayan fakat BMI 30-35 kg/m2 arasında olan kişilerde, özellikle beraber diyabet temelli olarak kalp-damar risk etkenleri mevcut ise, obezite ve metabolik cerrahi yöntemler alternatif bir tedavi olarak değerlendirilmelidir (Uluslararası Diyabet Federasyonu Bildirgesi: Bariatric Surgical and Procedural Interventions in the Treatment of Obese Patients with Type 2 Diabetes. A position statement from the International Diabetes Federation Taskforce on Epidemiology and Prevention-2011)

Etiketler:

Bu Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Etiketler

Feedburner RSS Lider Çocuk Adaptörlü Kırılmaz Klozet Kapağı Uğur Yapı Malzemeleri Toki Diyabet Hastalığı Punto Caso Kuğu Eviye Bataryası ECA Star Eviye Bataryası Artema Punto Batarya Fiyatları